Ana Sayfa Banu Avar'la Yorum - Podcast #114-KUTSAL DERS: 19 MAYIS! İzleyin!

#114-KUTSAL DERS: 19 MAYIS! İzleyin!

0
22

Gazi paşa 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisinde şöyle demişti:

“Bizi milletçe bizi yok etmek isteyen emperyalizme ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı milletçe savaşı uygun gören insanlarız.”

Kuvayı Milliye ve Müdafaa-i Hukuk örgütleri, 1919 koşulları içinde ortaya çıkmıştı; çok kısa sürede birçok il ve ilçeye yayılmıştır. Erzurum ve Sivas kongrelerinde olgunlaşmış ve Büyük Millet Meclisinin kökü olmuştur.
Önce yüksek bilinç sahibi yurtseverler öne çıkmış, halkla bütünleşerek mücadele örgütlemişlerdir.

Mustafa Kemal, kendiliğinden ortaya çıkan, birbirinden kopuk büyük önem vermişti. İşgalle birlikte başlayan bu örgütlenme, çeşitli safhalardan geçerek milli mücadelenin çatısını oluşturdular.

Kuvayı Milliyeci demek, ulusun kurtuluşu için kişisel hiçbir isteği olmayan insan demekti. Yani bugün ortada dolaşan bazı zevattan çok farklı bir insan örneği…

Bu insanlardan oluşan örgütler, gerçek bir halk ayaklanmasını tarihe kazıdılar.

Sadece bir örnek okuyorum: Kurmay Binbaşı Cevat Kerim anlatıyor. Metin Aydoğan’ın Türk Devrimi kitabından aktarıyorum:

“Bize ayrılan bölgede 300 kağnı arabası olduğunu belirledik. Bunlara, bir deneme çağrısı yaptık. Bildirimden 24 saat sonra 250 kağnı gelmişti. Bazıları, öküzleri olmadığından kağnılarına ineklerini koşmuşlardı. Arabaları getirenlerin bir kısmı çocuk ve ihtiyar, çoğu da kadındı.

Tümen komutanı, düzlükte sıralanan kağnıları teftiş ederken, sevgili hayvanlarının başlarında dizilen kadınlara, erkeklerinin neden gelmediğini sordu. Bu zahmetli işte çok yorulacaklarını, hatta dayanamayacaklarını söyledi.

Kadınlar şu cevabı verdi:
“Erkeklerimiz cephededir. Emrinize biz geldik. Böyle bir günde bize bu kadarcık bir iş düşmesin mi?”

Mustafa Kemal, bu örgütlerin ortaya çıkışı ve yayılmasını beni gözyaşlarına boğan bir tanımlamayla anlatmıştı:

Bu örgütlenme, “bir elektrik şebekesi gibi” devreye giren, “tarihin emri”ydi!
Mustafa Kemal, 19 Mayıs’ta geldiği Samsun’da altı gün kaldı ve 25 Mayıs 1919’da iç kesimlere gitmek üzere buradan ayrıldı.

Otuz sekiz yaşındaydı Samsun’dan Ankara’ya altı ay boyunca Anadolu’da dolaştı. Kongreler, toplantılar düzenledi; bildiri ve telgraf yazışmaları yaptı.
Tüm köy ve kasabalarda, kent merkezlerinde, mahalle ve mezralarda insanlarla buluştu. Evlerde okullarda, kahvelerde, kışlalarda; köylüler, öğretmenler, din adamları, gençler ve subaylarla görüşüyordu. İnsanlara umut ve güç veriyordu.
Samsun’dan Havza’ya, Havza’dan Amasya’ya geçti. Amasya Tamimi, Türkiye’nin bağımsızlık bildirisi ve kurtuluş savaşının ilanıydı.
Özetle, ülkenin ve ulus varlığının tehlikede olduğunu, İstanbul Hükümeti’nin üzerine düşeni yapmadığını söylüyor.
“Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” diyordu.

Dâhiliye Vekili Ali Kemal, 24 Haziran’da, yani onun Amasya’dan ayrılmasından iki gün önce, tüm illere bir yönerge göndermiş:
“İpsiz-sapsız bazı heyetler için (Müdafaa-İ Hukuk ve Kuvayı Milliye örgütleri kastediliyor) sağa-sola telgraflar çeken Mustafa Kemal görevinden alınmış bir kişidir. Kim olduğunu biliniz. Hükümet işlerine karıştırmayınız. Kendisini yakalamaya ve tutuklamaya muktedirseniz, derhal tutuklayıp gönderiniz.”

Mustafa Kemal, Amasya’dan 25 Haziran gecesi, “sabah karanlığında ve kimseye haber vermeden” Sivas’a hareket etti.

Dört gün sonra Erzurum’a geçecekti. Erzurum Kongresi, 23 Temmuz 1919’da 54 delegeyle toplandı. Beş ilden gelmişlerdi. 17’si çiftçi ve tüccar, 5’i emekli subay, 4’ü emekli memur, 5’i öğretmen, 4’ü gazeteci, 5’i hukukçu, 4’ü mühendis, biri doktor, 6’sı din adamıydı.
Hepsi farklı görüşte, farklı çevrelerden gelen insanlardı. Aralarında büyük tartışmalar vardı. Kongre başkanı seçmek bile büyük olaydı. Delegeler arasında İngiliz Muhibbi Prens Sabahattinciler bile vardı.
Trabzon, Sürmene, Giresun ve Tirebolu’dan gelen bu zevat, “Türk ırkı Anglo-Sakson uygarlığını kabul etmeli” diyorlardı.
İngiliz mandası öneriyorlardı.
Bazı delegeler “Kongre’nin ve Müdafaa-İ Hukuk Cemiyeti’nin ruhuna aykırı” bir önergeyle, yeni bir parti kurulmasını istemişlerdi.
2 Eylül 1919’da Sivas’a geldi. Kongre delegeleri Türkiye’nin değişik yörelerinden seçilen delegeler; çoğu yaya olmak üzere at arabası, at, katır ya da kağnılarla Sivas’a geldiler.

Sivas Kongresi’ne, Erzurum’dan gelenlerle birlikte sadece 38 delege katılabildi. Trakya’dan, Konya çevresinden, Antalya’da, Fransız işgalindeki Adana’dan delege gelemedi. İstanbul’dan, ege bölgesindeki kentlerden “birkaç kişi”den başka kimse yoktu. Hemen tüm delegeler, Orta Anadolu’dandı.

Sivas’ta İngiliz ve Amerikan mandacıları vardı. Mustafa Kemal’e karşı farklı klikler çalışmalar yapıyorlardı.

Sivas Kongresi, 7 gün sürdü ve 11 Eylül’de sona erdi. Ülkenin tümüne yayılan merkezi bir ulusal örgütün yaratılması için kararlar alındı. Tam bağımsızlık anlayışı ulusal bir program haline getirildi.

Ülkedeki tüm yerel direniş örgütleri tek bir merkezi örgüt içinde toplandı; bu girişimin kurallarını belirleyen bir tüzük kabul edildi. Sivas’ta, yalnızca Kurtuluş Savaşı’nın değil, kurulacak yeni devletin de siyasi temelleri atıldı. 1923’te kurulan Cumhuriyet Halk Fırkası, anlayış ve programını büyük oranda Sivas Kongresi kararlarından aldı.

Sivas Kongresi’nin sona erişinden on gün sonra, 22 Eylül’de bir Amerikan kurulu Sivas’a geldi. Mustafa Kemal’in karşısına oturdu. Kurulun başkanı General Harbord idi. “Başkan Wilson’un emriyle” Türkiye’ye gelmişti. Hareketin gücünü nerden aldığı merak ediliyordu; bu nedenle Mustafa Kemal’le görüşmek istemişlerdi.

Gazi Paşa Nutuk’ta görüşmeyi şöyle özetliyor:
Generalin garip suali, “Her şeye karşın başaramazsanız ne yapacaksınız?” şeklindeydi.

Şöyle cevaplar:

“Bir millet, varlığını ve istiklalini sağlamak için uygulanabilirliği olan girişimleri yapıp ve fedakârlık gösterdikten sonra mutlaka başarılı olur. ‘Ya başaramazsa’ demek, o ulusu ölmüş saymak demektir. Öyle ise, millet yaşadıkça ve fedakâr girişimlerini sürdürdükçe başarısızlık söz konusu olamaz.”

19 Mayıs hepimize kutlu bir ders olsun!
Ne zaman sıkışsak bize fener olsun!

Banu AVAR, 19 Mayıs 2026

Metin Aydoğan’ın Türk Devrimi kitabından derlenmiştir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz